Ölüm....
Herkesin duyduğu anda irkildiği, bir anda anlamlandıramadığı bir konu. Ne zaman karşılaşacağımızın belli olmadığı, yer ve zamanını tesbit edemediğimiz ölüm. Ne kadar hazırız ölüme acaba! Ben hazırım deme cesaretini kaçımız gösterebilir? Oysa ki her nefesimizi, son nefes kabul ederek davranmak ve düşünmek zorundayız. Başka da alternatifimiz yok. Bu kesin bir gerçek. 1 saat sonra öleceğini bilen bir adamın feryadını yaşamalıyız. Koşa koşa giderek büyüklerimizin dualarını almalı, maddi manevi tüm borçlarımızı ödemeliyiz. 1 saat içinde ne yaptıksa yaptık o kadar. Evet hayat bu yönüyle acımasız ve geçen zaman geçtiğiyle kalıyor, geriye dönüş yok.
Seneler önceydi. Ankara’ya bağlı Akyurt’tayız. Güzel bir bahar günü. Pazar sabahı. Ablamların bahçeli, dubleks, güllerle çevrili evindeyiz. Yeğenim Turgut’la oturmuşuz. Daha o sıralar ortaokulda yeğenim. Ve İngilizce dersine yardımcı olmam için ricada bulunuyor. Konu hayali bir anısının ingilizce olarak hazırlanması. Kendisine yardımcı olmaya çalışıyorum dilimin döndüğünce.. Hala hatırlar ve hüzünlenirim. Çünkü yeğenim daha lise diplomasını alamadan trafik kazası sonucu, genç yaşında hayata gözlerini yumdu.
İngilizce bu çalışmayı yeğenimle birlikte hazırlamıştık, sanki ölümün ayak seslerini işitircesine... Türkçe olarak naklediyorum..
‘’9 yaşlarındaydım. Bir Pazar sabahıydı. Ailemle birlikten erkenden uyandık ve kahvaltımızı yaptık. Daha sonra annem ve babam gazete okurken, ben ve kardeşim derslerimize çalışmaya başladık. İlköğretim dönemim benim için zorluklarla doluydu. Zor bir okul dönemi geçirmiştim.
Derken telefon sesiyle irkildik. Dedem telefondaydı ve beni evlerine çağırıyordu.
Babam hazır olduğumuz taktirde trene yetişebileceğimizi söyledi. Çok sevinmiştim. Ve saat 11’e tren vardı. Saat 12 de dedemlere vardık. Dedem bizi kapıda karşıladı. Evden anneannemin yaptığı mis gibi kek kokuları yayılıyordu.
Yemeklerimizi yedik. Babam, dedemle birlikte TV. seyretmeye koyuldu. Bu arada annem ve anneannemde bulaşıkların başına geçmişlerdi. Erkek kardeşim oyuncaklarıyla oynamaya dalmıştı. O kadar sıkılmıştım ki sonunda dışarı çıkmaya karar verdim. Bahçede oynarken birden dikkatimi bir kanarya çekti. Aniden kanaryayı tutma ihtiyacı hissettim. Onu ulaşabilmek için bir sandalyenin üzerine çıktım. Ama yakalamayı başaramadım. Tekrar, tekrar denedim. Sonunda başarmıştım. Bu benim için büyük bir mutluluktu.
Dedemle kanaryanın yavru beklediğini anladık. Dedem yavruları doğduğunda birini bana vermeye söz verdi. O anda küçük bebeği nasıl besleyip büyüteceğimi hayal etmeye başlamıştım bile.
Dedem kanaryaya dokunmama izin vermediği halde ona dokunup sevmeye karar verdim. Kafesini açar açmaz tam tutacakken kurtulmayı başardı. Çok ilginçti ama bahçeden, evimizin açık olan penceresinden içeri girdi. Ve sürpriz bir şekilde kanarya artık evimizdeydi. Dedem kapıları ve pencereleri kapadı. Bir yandan da onu yakalamaya çalışıyorduk. Durmaksızın uçuyordu. Bir anda korkudan donakaldık. Çünkü yanan şöminenin içine düşmüştü zavallı kuş. Dedem tereddüt etmeden elini yanan alevlerin içine daldırdı. Onu ateşten çıkardığımızda artık çok geçti. Ölmüştü. Dedemin elinde ise yanıklar vardı. Ağlıyor, ağlıyordum. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Dedem elini sardıktan sonra beni tekrar bahçeye çağırdı. Onu takip ettim. Bana onu sevip sevmediğimi sordu. Evet diye cevap verdim. Ağlamamam gerektiğini, kanaryanın şu an cennette olduğunu söyledi. Onu kırmızı güller açan gül ağacının dibine gömdük. Ve bana onun bebekleri cennette doğdukça o ağaçta bu kez sarı güllerin açacağını söyledi.
Bir sonraki yıl 3 sarı gül vardı kırmızı güllerle beraber. İnanılmaz mutluydum.
Şimdi 20 yaşımdayım. Dedem ve annenannem hayatta değiller. Ve anlıyorum sadece beni sevindirmek için sarı gülleri o dallara eklemişler..’
Evet. Sevgili Turgut ev ödevinde yazdığı yaşa ulaşamadan vefat etti. Ama yaşasaydı bugün koca bir adam olacaktı. Dedesi ve annennesi ise hayattalar.
Ölüm sıraya konulmuyor. Kimin vadesi ne zaman bilinmiyor. Evet sarı güller ayrılığı ifade ediyordu. Bizler de ayrıldık Turgut’tan ama o kavuştu sevdiğine..
Artık birlikte koştuğumuz o güzel ev de satıldı. Güller dallarında başkalarına ilham kaynağı oluyor artık...
Ömer Hayyam’ın dediği gibi;
Bugün senin üzerinde yürüdüğün çimenler, yarın toprakların üstünde bitecek..