Kimseye zerre miktarınca haksızlık edilmez. Siz de aynı görüşte misiniz acaba!
Peki neden bu farklılıklar. Kimi zengin, kimi fakir… Kimi sağlıklı, kimi hasta.. Kimi akıllı, kimi akılsız… Peki adalet bunun neresinde diyebilirsiniz. Sistem içerisinde adalet tanımı; herşeyi yerli yerince yerleştirmektir, adalet sistem içerisinde saklı hazinelerden biridir. Adil olma sıfatına yaraşır olarak olayları değerlendirebilmek ve algılayabilmektir. Enerji örneğini düşündüğümüzde aynı enerji kimi zaman ısıtır bizi, kimi zaman aydınlatır, kimi zaman bir yerden alır bizi diğer bir yere ulaştırır. Yani aynı enerji kullanım alanına bağlı olarak, kendine uygun yeni formlarda ve farklı şekillerde ortaya çıkar. Her oluşu sağlayan aynı enerji iken farklı fonksiyonları icra eder.
Bilgi kavramı da aynı şekilde karşımıza çıkıyor. Bilgi varedilen değil, keşfedilen yani mevcut durumun tesbitinden ileriye gidemiyor. İnsanda açığa çıkan bilgi her bir bireyin kapasitesiyle orantılı. Bilgi ortada ancak bu bilgiyi çözümleyecek, parçaları birleştirerek sonuca ulaşacak olan bireyler (algılayacak ve gözlemleyecek bireyler) farklı yapıdalar.
Bu noktada zeki ve akıllı insan kavramları ile karşılaşıyoruz. Zeki insan, mevcut fırsatlar doğrultusunda minimum kaynaklardan maksimum getiriyi sağlayarak, içinde bulunduğu zaman itibariyle (kimi zaman sadece şahsi egoları dorultusunda) kazanç elde ederken, akıllı insan ise zaman ve mekan kavramından soyutlanarak geniş bir persfektif içerisinde olaylar arasındaki bağlantıları da kurarak RIZA boyutunda herkese faydalıyı seçiyor. Demekki zeki bir kişi, her zaman akıllı bir kişi olamazken, akıllı bir kişi aynı zamanda zekilik özelliğini de koruyabiliyor.
Evet konumuza tekrar döndüğümüzde adalet kavramının sahip olduğumuz duyu araçlarıyla algılanamayacağını, sistemde herşeyin aynı etkileri alırken, kendi yapısına uygun formlar içerisinde fiiller ortaya koyduğunu, bilginin ise sistemde açık olup, alıcının kapasitesine göre zeka ve akıl boyutlarında açığa çıktığını anlattık.
Demekki aynı bilgiler aracılık edene göre farklı tesirler ve tezahürler yaratmakta. Kaynak TEK ise, algılananın farklı tezahür etmesi, öncelikle kanalların ÇOKLUĞUNDAN, daha sonra ise GÖZLEMLEYENİN konumundan ileri geliyor.
Dolayısıyla da bizlerin adaletsizlik olarak nitelediğimiz oluşumların tek sebebi algı düzeylerimizdeki noksanlık ve olayların, fiillerin her yönüyle değerlendiremeyişimiz. Kuantum fiziğinin ulaştığı veriler de aynı şeyi söylüyor. Algılanan algılayanan kapasitesine göre form kazanmakta. Parçacık teoreminde kuantsal yapı hem dalga, hem de parça özelliği ile bakana göre şekillenmekte. Diğer bir ifadeyle siz baktığınız müddetçe madde boyutunda var olmakta, aksi halde sizin nezdinizde dalga konumunda yok hükmüne girmektedir. Yani ne VAR, ne de YOK…
Herşey sandığım hiçmiş,
Hiç sandığımsa herşey.
Çoklukta buldum tekliği,
Çift gözle bildim yekliği.
Ney’in sesine varlık verdim de
Ney’in kendine hiçlik.
Meğer ney’de sesi duymak
Seste ney’i bulmak varmış.
Batın ile zahiri ayrı derken,
Gördüm ve bildim
Zahir de o imiş, batın da.
Kalbime yöneldim
Sordum kimsin diye
Dedi bana senin aşığınım.
Peki dedim bu aşk kime, niye?
Dedi aslımsın..
Dedim senlik benlik niye?
Dedi o sana göre öyle...
Yalkın Tuncay