16 Kasım 2007 Cuma

ÖLÇÜLER VE KEFELER

Özlem ve arayış.. Bulduğunu sananların hep yanıldığı daha hep daha fazlanın olduğu bir sistem bu. Erdim, vardım diyebiliyorsanız, siz yolda kalmışların yoldaşısınız. Çünkü aramakla her defasında daha iyisini, daha güzelini bulursunuz. Siz tamam diyorsanız, sınırlı olmayı da peşinen kabullenmiş durumundasınız.

Ancak.. Bu konuyu kanaatkar olmakla karıştırmamak gerek. Kanaatın kendisi de sonsuz bir hazinedir aslında. Ama bizim konumuz daha farklı bir mesele. Yaratıcının eserlerini müşahede mesabesinde.. Her bir oluşu teşhis, algılama, farketme meselesi. Her an yaratılan harikuladelikleri sezme, hissetme, bilme, anlam çıkarma, bir sonraki davranışı ya da oluşumu buna göre şekillendirme.. Ama hep O mutlak tek ve biri daha iyi anlama yolunda, mevcut algılama araçlarımızla Yaratıcımızın kendisini nasıl algılamamızı istiyorsa o güzel yönleriyle algılama mücadelesi.

Özde hep sevgi var. Hazinenin bilinmekliğini arzulama iştiyak ve aşkı var. Yoksa neden tüm mevcudat. Peygamber Efendimizin nuru hürmetine yaratılmış varlığın kendisi. Varlığın anlamı işte bu! Bu kadar saf ve güzel bir niyetin hürmetine yaşam ve bizim mevcudiyetimiz.

Tek istenen idrak ve sevgi. Sevene dağlar düz, denizler yol olur. Yeterki sevelim, sevgiliyi tanıyalım, ya da en azından tanımaya çalışalım, yollara düşelim, hatta bu uğurda ölelim karınca misali. Hani yollara düşmüş karınca ulaşabileceği yer pek uzakta olmasına rağmen... Hep ama hep arayalım. Arayanlar değil mi bulanlar. Bulalım ve daha iyisine talepkar olalım. Konaklara takılmadan sonsuzluğa inat, sonsuzlukla yarışalım ve sürdürelim arayışımızı hep.

Talep edene arz edilir,
Hakedene kapı açılır
Görmeyi bilene
Hep nur saçılır

Akıl akıldan üstün, ama herşey akıl terazinde ölçülemiyor ki
İman denilen öyle bir ölçü var ki
Tüm kefeleri zorluyor....

Hangi ölçü nerde ne kadar ağır basar
Kıt aklımızla bilmek mümkün mü?
La İlahe İllallah...
Ölçüyü koyan bilir Hakkıyla vesselam...

Yalkın Tuncay